fbpx

İrlanda’da Bir Fincan Çay

Bana Bi' Çay, 2 sene önce 0 Yeşil Rota

İrlanda kişi başı en çok çay tüketilen yemyeşil ülkelerden biri. Kişi başına yıllık çay tüketimi listesinde 3.22 kg’la üçüncü sırada yer alıyor. Kahvenin popülerliğinin giderek artmasına rağmen çay hala ülkenin bir numaralı içeceği. Çaylarını demli yani sert ve sütle seven İrlandalılar kahvaltı çayı dediğimiz siyah çaylardan oluşan iyi bir harman ve yanında da bolca süt kullanıyorlar. İrlanda halkı partilerde, bir araya geldiklerinde, konferanslarda, önemli gün ve toplantılarda kısacağı günün her anında çay ikram etmeyi bir gelenek haline getirmişler ve çay ikramını misafirperverliğin bir göstergesi olarak kabul ediyorlar. Çay İrlanda’da nefis bir içecek, ilaç ve sosyal bir ritüel haline gelmiş. Zengin ya da fakir bütün sınıflardan insanlar çayı seviyor ve herkesin gün içinde kendine göre belirlediği bir çay saati var. 

İrlanda’da çay için 1835 önemli bir tarihtir. Bu yılda İrlandalılar çayla tanışmış ve yüksek sınıflı insanlar için özel bir içecek olmaya başlamıştır. Hindistan’dan ilk gelen çayların fiyatı o yıllarda İrlanda halkına çok yüksek gelse de fiyatlar düştükçe ve ekonomik koşullar iyileştikçe birçok insan bu yeni içeceği denemek istemiştir. Bu yeni içeceklerine Fransızcadaki telaffuza benzer şekilde “tay” adını vermişlerdir. 1800’lerin ortasında çay kırsal yöre halkı arasında da gelenekselleşmeye başlamıştır. Bütün kasaba ve köylerde küçük marketler açılmış, tereyağı ve yumurta karşılığında çay ve şeker satılmaya başlanmıştır.

İrlandalılar günde ortalama 4 bardak çay içerler. Her evde mutlaka çay vardır; çay kahvaltıda, öğle yemeğinde ve çay saatinde (öğleden sonra 4 gibi) tercih edilen önemli bir içecektir. Bir bardak çay için genellikle “kupa” denir ve herkes bununla ne kastettiğinizi bilir. İnsanlar öğleden sonranın ortasına doğru bir molayla bir bardak çayın keyfini çıkarırken yanında da parmak sandviçler, bisküviler gibi atıştırmalıklar yemeyi severler. Çay tutkunları çayın sindirime yardımcı olduğunu, baş ağrısını giderdiğini ve içene nazikçe kendini toplaması için yardım ettiğini anlatıp çayı methederler.

İrlanda çayları İngiltere’nin karışımlarında daha kuvvetlidir. Onlara göre bir çay “bir fareyi tırıs yürütecek kadar kuvvetli” olmalıdır. Daha aromatik bir çay elde etmek için Güney Afrika çaylarına kadar yönelmişlerdir. İrlanda’da çay yaprak çay olarak kullanılır, ancak son yıllarda poşet çaya olan ilgi de artmaktadır. İrlandalılar çayların kalitesini korumaya ve damakta uzun süre kalıcı aromalar üretmeye özen gösterirler. Karışa ekleyecekleri çay yapraklarını dünyanın farklı bölgelerinden seçerler ve yüksek kalitede olanları tercih ederler. 

İrlandalılar çay ithalatında Birleşik Krallık ithalatçılarına güvendi. Ancak bu durum İrlandalıların İngilizlerin yanında olmadığı İkinci Dünya Savaşı’nda sorun olmaya. 1973’te İrlanda çay ithalatçılarını lağvetmek zorunda kaldı çünkü AB’nin anti-tekel tüzüğü ihlal edilmeye başlanmıştı. Daha sonra bu çay ticaretini Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun standartlarına göre yapsa da İrlanda alışılageldiği şekilde en kaliteli çayların ticaretini yapmaya devam etti. İklimi müsait olmadığından İrlanda’da çay üretimi yok ancak İrlanda dünyadaki kaliteli çayları alıyor ve kendi usulüne göre harmanlayıp dünyaya pazarlıyor. İrlanda’nın kendine has sert harmanlarını keşfetmek ve şirin mi şirin sokaklarında gezerek bir fincan çay içmek için siz de mutlaka gezi rotanıza bu ülkeyi eklemelisiniz. 

Malezya’nın Mistik Çay Bahçeleri

Bana Bi' Çay, 2 sene önce 0 Yeşil Rota

Öyle bir yer düşünün ki her yer göz alabildiğine yeşil. Yemyeşil ormanların içinden geçerken kendinizi birden yemyeşil çay bahçelerinde buluyorsunuz. Gördüğünüz manzara karşısında büyüleniyorsunuz ve gerçek mi değil mi anı sorgulamaya başlıyorsunuz. Çay bahçeleri, çilek tarlaları, arı çiftliği, kelebek parkı her şey o kadar doğal ve güzel ki şehir yaşamına geri döneceğiniz gün gelmesin, zaman burada dursun istiyorsunuz. Günün birinde yolunuz Malezya’ya düşerse bu duyguları doya doya yaşayacaksınız. Malezya çarpıcı plajları, adaları, şelaleleri, eğlence parkları, havalı plaj tatil yerleri ve heyecan verici su sporları ile ünlüdür. Fakat Malezya'nın da yemyeşil ve son derece doğal, ödüllü çay bahçeleri vardır. Gelin bu büyüleyici çay bahçelerini birlikte keşfedelim. 

Başkent Kuala Lumpur’un yaklaşık 200 kilometre kuzeyinde bulunan Cameron Highlands, Malezya’nın en yeşil bölgelerinden biri. Deniz seviyesinden yaklaşık 1900 metre yükseklikte bulunduğu için özellikle sıcak günlerde serinlemek isteyenlerin ve turistlerin gözdesi. Cameron Highlands, ismini 1885 yılında bir haritalama gezisi sırasında buraları dolaşan William Cameron’dan almış. Bölgenin gelişmesi ise 1925’te Sir George Maxwell’in burayı ziyaret etmesi ile başlamış. Malezya için oldukça önemli olan bu bölge büyüleyici çay bahçelerine ev sahipliği yapıyor. İşte o çay bahçeleri:

BOH Ödüllü Çay Tarlası 

1200 hektarlık çay bahçelerinin üzerinde yayılan BOH, Malezya'daki en büyük ve en popüler çay tarlalarından biridir. Adı, Fujian Eyaleti'nin ülkedeki tepeleri olan 'Bohea'den geliyor. BOH Tea Plantation, 1929'ten beri çayın en kaliteli ürünlerinden birini üretme mirasını taşıyor ve kendi markasını otantik çay çeşitleri yetiştiren, işleyen, paketleyen ve pazarlayan dünyadaki prestijli entegre çay şirketlerinden biri olarak ünleniyor. Yuvarlanan arazinin gerçeküstü manzarasının keyfini çıkarın ve ayrıca hediyelik eşya dükkanında özel çay çeşitlerini tatmadan önce ilgi çekici fabrika turuna katılın.

Cameron Tea Plantation

Cameron Tea Plantation'a adım atarken egzotik çayın sarhoş edici aromasını hissedin. Bharat Tea Estate olarak bilinen bu yeşil yemyeşil çay tarlası son derece muhteşem ve zihni ve ruhu canlandırıyor. Uttar Pradesh'in ticari sınıf bir ailesinin sahibi olan Cameron Tea Plantation, 1933'ten beri faaliyettedir ve Malezya'daki en büyük ikinci çay tarlasıdır. Etkileyici doğayı takdir etmekten başka, etrafta bir tane hediyelik eşya dükkanını ziyaret edebilir ve egzotik çeşitli yayla çayları ile çay kekleri, kremalı ve çilekli reçelli çörekler tadabilirsiniz.

Gaharu Tea Valley 

Özel bir melez Aquilaria'nın 200,000 ağaçlarından oluşan Gaharu Tea Valley, 300 dönümüne yayılmış bir başka Malezya çay plantasyonudur. Gaharu Tea Valley, Malezya'da, Gaharu Çin Seddi ile görkemli bir konumdadır. İlginç bir şekilde, Gaharu Tea Valley ayrıca Malezya'nın Organik Gaharu plantasyonunda öncü olmak için Malezya Rekorlar Kitabı ile rekoru elinde tutuyor.

Siz de bu yemyeşil çay yamaçlarını yakından görmek ve nefis sütlü The Tarik harmanını yerinde denemek için mutlaka Malezya’yı ziyaret edin. 

Aşıkları Buluşturan Mekanlar

Bana Bi' Çay, 2 sene önce 0 Yeşil Rota

14 Şubat Sevgililer Günü’nde şık atmosferi ve romantik ambiyansıyla aşıkları büyüleyecek nefis mekanlar sizi sevdiklerinizi bekliyor. Her yıl acaba bu sefer nereye gitsek derdinden muzdarip çiftlerimize özel hem lezzetli hem de sıcacık bir blog hazırladık. İstanbul’da dünya mutfaklarını keşfedebileceğiniz üzerine bir de tam kıvamında demli bir çay içebileceğiniz birbirinden özel mekanlara gelin birlikte bakalım. Bu sevgililer gününü nefis bir yemeğinden ardından çayla uzun uzun sohbet ederek kutlayalım. 

Ahali 279

Sevgililer Günü'nde tıka basa dolu şehirden biraz uzaklaşmak, birlikte baş başa romantik anlar yaşamak için Zekariyaköy’deki Ahali 279 tam size göre bir yer! Doğa içinde, bol yeşillikli ve bol huzurlu bir gün geçirmek isteyenlerin imdadına yetişen Ahali 279 ambiyansıyla hemen kalbinizi çalacak. Ahşap dekorasyonu ve lezzetli menüsünün yanı sıra doğaya karşı sıcak bir şeyler içmek istiyorsanız mutlaka denemelisiniz. 

Cezayir Bahçe 

Sevgililer Günü'nde şömine keyfi yapabileceğiniz şehrin tam orta yerinde yer alan ama nefis bahçesiyle büyüleyen bir mekan Cezayir Bahçe. Firüzağa'da hizmet veren Cezayir Bahçe dünya mutfağına ait geniş menüsünü ortamının büyüsüyle buluşturarak ayaklarınızı yerden kesiyor. Tarihi yapısı ve ambiyansına az ama güzel müzikler eşlik ediyor. Bu büyüleyici mekanda şimdiye kadar yaşadığınız en güzel 14 Şubat'a tanık olacaksınız. 

Radika 

Koşuyolu’nun incisi Radika, atmosferi ile sizi Cunda’ya ışınlayacak. Yemyeşil bahçesine, lezzetli mezelerine, pötikare masa örtülerine mest olduğumuz mekan ismini Ege'nin şifa bitkisi radikadan alıyor. Menüsü de mekanın ismi ve tasarımından geri kalmıyor, Ege’ye has ne varsa menüde bir bir karşımıza çıkıyor. Siz de sevgililer gününü Ege atmosferiyle kutlamak istiyorsanız mutlaka Radika’yı ziyaret etmelisiniz. 

Izoletta

Sevgililer Günü'ne özel menüsü ve canlı müziğiyle kendinizi sakin bir çevrede bulacağınız, mis gibi orman havasını içinize çekerken şömineden gelen çıtırtılarla mutluluğunuza mutluluk katacağınız bir mekan İzoletta Wine & Steak House. Restoranın yemyeşil bahçesi ve romantik dekorasyonu eşliğinde sevgiliniz ile birlikte doya doya bir gece geçirin. Şehrin kaosundan uzaklaşarak aşkınızı tazeleyin. 

Lacivert Restaurant 

En şık mekanı sona sakladık. 14 Şubat’a iz bırakacak manzarası ve nezih atmosferiyle İstanbul’un tüm güzellikleri gece boyunca size eşlik edecek. Lacivert Restaurant günün her anına hitap eden seçkin menüsü ile İstanbul’da olanları her defasında büyülüyor. Sevgililer gününde de en çok tercih edilen mekanlardan biri oluyor. Siz de bu özel geceyi ihtişamlı bir yerde kutlamak istiyorsanız Lacivert tam size göre. Rezervasyon yaptırmayı sakın unutmayın. 

Tüm çiftlerimize aşkın paylaştıkça arttığı mutlu bir hayat diliyoruz. Sevgililer gününüz kutlu olsun! 

Çin’de İlk Çayın Doğuşu

Bana Bi' Çay, 2 sene önce 0 Yeşil Rota

Bugünlerde daha çok virüs salgınıyla ve yaşadığı talihsizliklerle anılan Çin, çayın ana vatanı olarak kabul edilen ve ilk çayın burada keşfedildiği düşünülen sıra dışı bir ülke. Yüzlerce çay çeşidinin yanı sıra doğal güzelliklere ve biraz tuhaf karşılansa da geniş bir mutfak kültürüne sahipler. Son zamanlarda Corona virüsüyle savaşan Çin, aslında sağlıklı yaşama düşkün bir ülke fakat çok zor dönemler yaşayan halk açlıkla baş edebilmek ve hastalıklarla tedavi bulabilmek için çok farklı yemek türleri üreterek bitkilerden ilaç yapmaya çalışmışlardır. Ülkedeki gıda yetersizliği doğal olarak halkı, pek tüketmediğimiz yiyeceklere itmiştir. Zamanla bu yiyecekler ülkenin kültürü haline gelmiş ve halk tarafından sevilerek tüketilmiştir. Çay bitkisinin doğuşuna da ev sahipliği yapan Çin, efsanelere göre dünyada ilk kez burada keşfedilmiştir. Doğruluğu henüz kanıtlanmamış olsa da gelin Çin’in çay tarihini yakından inceleyelim

Popüler olan efsaneye göre çay ilk defa MÖ. 2573 yılında kaynamakta olan bir suya yakındaki bir çalılıktan bir yaprak düşmesiyle Çin İmparatoru Shennong tarafından bulundu. Efsaneye göre İmparator suyunu kaynamış olarak içmekten hoşlanıyordu. Bir gün ordusuyla uzak bir yere seyahat ederken mola verildiğinde hizmetçisi ona yemek ve içmesi için kaynamış su hazırladı. O sırada çalılıktan kuru bir yaprak düşerek, suyun rengini kahverengiye çevirdi. Hizmetçi bu durumu fark etmeyerek suyu imparatora sundu. İmparator bunu içtiğinde ferahlatıcı buldu ve böylece çay keşfedilmiş oldu. Çay Çin kültürüyle çok iç içedir, öyle ki çay Çin yaşamının yedi olmazsa olmazı arasında sayılır.

Çayın tarihi Antik Çin’de ise Batı Zhou Dönemine kadar dayanır. Bu dönemde insanlar çay yapraklarını bir meyve gibi tüketiyor ve bu yapraklardan ilaç elde etmede kullanıyorlardı. Han hanedanı zamanında da yepyeni bir içecek olan çay önemli bir meta haline geldi. Tang hanedanı döneminde ise çay üretimi devlet tekeli haline geldi. Çay pazarı sıkı bir kontrole tabi tutuluyor ve yasa dışı satışlara ceza uygulanıyordu. Bu dönemde çayın yapılışı ve içme şekli günümüzden oldukça farklıydı. Çay yaprakları sıkıştırılıp tuğla gibi yapılıyor bu çay taş bir havana konulup dövülüyor ve oluşan toz çaya sıcak su eklenip o şekilde içiliyordu. Bu dönemde çay beyaz çay şeklindeydi. Yüzyıllar boyunca Çinliler çayı buharlayarak kullandılar. Ancak zaman içinde çayın bir ticari ürün haline gelmesiyle de farklı yöntemler gelişti. Buharlama yerine çay yaprakları kavrulmaya başlandı ve bu da günümüz işlenmiş çayları için bir adımdı.

Araştırmacılar Çin’de 1000’e yakın çay çeşidi bulmuştur. Çayların diğer ülkeler göre farklı gruplandırılmasının nedeni ise daha çok yaprak toplandıktan sonraki tabi tutulan işlemlerin farklı olmasıdır. Mesela yeşil ve beyaz çaylarda yapraklar toplandıktan sonra ısıl işleme tabi tutulur, böylece oksidasyon diğer bir deyişle fermantasyon işlemi önlenmiş olur. Kırmızı ve siyah çaylarda ise bu işlem yapılmaz ve yaprağın yapısındaki enzimler özelliğini yitirmediği için çay doğal olarak fermenteye bırakılır ve bambaşka tatlar oluşur. Oolong çayı ise kısmen fermantasyona bırakılır. Ülkede o kadar çok çay çeşidi vardır ki bir Çin deyişine göre “Tüm hayatın boyunca çayla ilgili çalışsan yine de tüm çayların adını öğrenemezsin”. 

Çin’in en ünlü çayları ise:

  • Long Jıng Dragon Well Xi Hu 
  • Bi Luo Chun Spring Snail Tai Hu
  • Tie Guan Yin Iron Goddess An Xi
  • Mao Feng Fur Peak Huang Shan
  • Junshan Yinzhen Siver Needle Haz Shan 
  • Qi Men Hung Qi Men Red Qi Men
  • Da Hong Pao Big Red Robe Wu Yi Shan 
  • Liu An Gua Pian Melon Seed Liu An 
  • Bai Hao Yinzhen White Fur Silver Needle Fu Ding
  • Pu’er Pu’er Si Mao 

Bugünlerde ziyaret edilmeye pek uygun olmasa da Çin’e bol bol şifa diliyor, şu an olmasa bile mutlaka bir gün seyahat etmenizi tavsiye ediyoruz. 

Azerbaycan’da Çay Geleneği

Bana Bi' Çay, 2 sene önce 0 Yeşil Rota

Azerbaycan, gelenekleri ve geçmişiyle Türkiye ile kardeş olarak anılan ve yakın ilişkiler kurduğumuz bir ülke. Lezzetli ve geniş mutfağı, kendine özgü kültürü tanıdıkça hayranlık uyandırıyor. Çay da bu kültürün önemli bir parçası. Azerbaycan halkı günlük hayatta düzenli olarak çay tüketen ve mutlaka her konuğuna ikram eden bir geleneğe sahip. Çay kültürlerinden söz etmeden önce biraz üretiminden ve tarihinden bahsedelim. 

Çay yetiştiriciliği Azerbaycan’da ilk kez 1980’lerde ve 1990’larda Hazar Denizi kıyılarındaki Lenkeran-Astara bölgesinde yapıldı. M.Ö. Novoselov adındaki bir arazi sahibi çayın pratikteki ilk ekimini yapan kişidir. Daha sonra da Lankeran bölgesinin çay yetiştiriciliğine uygunluğunu anlatan yazısı bir dergide yayımlanmıştır. Bugünkü 1929 yılında Azerbaycan Bahçecilik ve Subtropik Bitkiler Enstitüsü’nde Hazar Denizi kıyılarında çay yetiştiriciliğine dair bilimsel bir çalışma başlatılmıştır. İlk defa çay fabrikası 1937 yılında Lenkeran’da kurulmuştur.

Azerbaycan’da insanların çay içmek için gittikleri “çayxana” denilen kafeler bulunur. Erkeklere yönelik bu mekanlar Türk kültüründeki kahvehanelere benzerler. Yeni nesil ise bu söylemi biraz eski buluyor ve onun yerine kafeler için “çayevi” sözünü kullanmayı tercih ediyor. Erkeklerin önemli bir kısmı bütün öğleden sonralarını burada bardak bardak çay içerek, tavla oynayarak ve sohbet ederek geçirir. Eğer birinin acelesi varsa bile çayı soğutmak için tabağına döker çalkalar ve bu tabaktan içip kalkar. Çayın önemini vurgulamak için halk arasında “Çay nedir, say nedir?” yani eğer çay içiyorsan kaç bardak olduğu sayılmaz anlamında bir deyim yerleşmiştir. 

Azerbaycan’da çay farklı tatlarla zenginleştirilir ve böyle bir aromayı başka ülkelerde bulmak oldukça zordur. Çaya katılan bu farklılık sadece aromada değil, aynı zamanda bu çeşniler çayı çok daha sağlıklı bir içecek haline de getirir. Azerbaycan çay seremonisi taze demlenmiş, kuvvetli aromalı, açık renkli kristal, diğer cam bardaklarda veya fincanlarda servis edilen sıcak siyah çaydır. Çay Azerbaycan’da sıcaklığı, misafirperverliği, dostluğu temsil eder. Süt veya şekerli çay geleneksel değildir. Çayın yanında limon; küp şeker; şam fıstığı, ceviz, kuru üzüm, badem gibi kuru yemişlerden oluşan bir tabak, “Mürabba” denilen tatlılar, bazı geleneksel hamur işi atıştırmalıklar ile servis edilir. “Mürabba” Türk kültüründeki reçele yakın bir tatlıdır. Eğer çay bu tatlıyla içilecekse küçük bir tabağa biraz alınır daha sonra çayın içine karıştırılır ve bu şekilde içilir. Azerbaycan çay kültüründeki önemli bir nokta da çayın yemeklerden sonra değil önce içilmesidir. Yemeğin başlangıcında yemek yenilmeden çay içilir. 

Azerbaycan’da bebeklere bile su veya meyve suyu değil çay verilir. Nevruz kutlamalarında bir yıl daha sağlıklı kalmak için şenlik ateşi üzerinden atlayan herkese yine sağlıkları için çay verilir.Geleneksel Azerbaycan çay servisinde semaver kullanılır. Geniş bir çay kültürüne sahip olan Azerbaycan’ı siz de mutlaka gezip görmeli sıcacık çaylarını keşfetmelisiniz. 

Endonezya’nın Çay Bahçeleri

Bana Bi' Çay, 2 sene önce 0 Yeşil Rota

Dünyada en çok çay üreten 10 ülkeden biri olan Endonezya geniş çay bahçeleriyle ve doğal güzellikleriyle tüm ziyaretçilerini büyülüyor. Bol yağışlı iklimi ve yıkanmış topraklarıyla farklı aromalar geliştiren Endonezya, ekonomik ve kültürel anlamda da çay üretimine büyük bir önem veriyor. Tropik iklimin hüküm sürdüğü ülkeye özgü bitki örtüsü, volkanik coğrafya ve mineral zengini topraklar, çay bahçelerini turistik bir rota haline de getirmeye başladı.

Çay Endonezya’da 200 yıldan fazladır hayatın bir parçası konumunda. Endonezya’da çay ticaretini 1700lerde Hollandalılar kurdu. 2. Dünya Savaşı’na kadar Endonezya çayı Avrupa’da önemliydi ancak, çay endüstrisi 2. Dünya Savaşı’ndan sonra düşüşe geçti. Japonlar adayı stratejik öneminden dolayı işgal ettiler. Savaşın sonunda fabrikalar yıkıldı, ekilen çaylar da kötü durumdaydı. Bundan onlarca yıl sonra 1984’te Endonezya çay endüstrisi yeniden canlandırıldı.

Birçok çaba ve yatırımın ardından Endonezya çayı pazarda varlığını hissettirmeye başladı. Bundan sonra eski çiftliklerde çay üretimi ve yeni ekimlerle sürekli bir iyileştirme ve gelişim günümüze kadar devam etmiştir. Endonezya çayı diğer ülke çaylarından toprak, konum ve iklim bakımından farklılık gösterir. Çay ekiminin yapıldığı yüksek konumlu araziler volkanik toprağın ve tropikal iklimin hakim olduğu yerlerdir. 2004- 2005 yılları arasında çay endüstrisi %8.9’luk bir büyüme gösterdi. Çay ihracatının %7’sinden fazlası Endonezya’ya aittir. Endonezya’da çay yetiştirilen ana bölgeler Java ve Sumatra. Java’daki çaylar genelde Batı dağlarında yetiştiriliyor. Yıl boyunca hasat yapılıyor ancak en kaliteli çaylar kuru dönemde Temmuz-Eylül ayları arasında hasat ediliyor. Sumatra çayları ise daha istikrarlı. Endonezya çayıyla, yüksek rakım Seylan çayı karşılaştırılır ve şu sonuç çıkar; hafif ve aromalı. Bunun yanında tropikal iklime bağlı olarak Endonezya çayının Japon ve Çin çaylarına göre daha fazla antioksidan içerdiği belirtiliyor.

Endonezya çay üretiminin yanı sıra tüketiminin de yüksek olduğu bir ülke. Yerel halk günlük hayatta sık sık çay içiyor ve misafirlerini de ikram etmeyi unutmuyor. Ekonomik anlamda ileri seviyede olmayan ülke, çay üretiminde istihdam sağlayarak halka iş olanağı da sağlıyor. Hatta sadece yerel halk değiş civar ülkelerden de mevsimlik işçi alınıyor. Endonezya uzun süre farklı ülkelerin sömürgesi olarak kaldığı için pek çok farklı kültüre ev sahipliği yapıyor bu yüzden çay içme yöntemleri de her kesime göre değişiklik gösteriyor. En ünlü çayları ise Samatra Siyah Çay, Beyaz Çay, Şişelenmiş Yasemin Çayı ve Büyük Yapraklı Yeşil Çay

Siz de Asya’nın doğal güzelliklerini yakından görmek ve nefis aromalı çayları keşfetmek için mutlaka gezi rotanıza Endonezya’yı ekleyin. Sevdiklerinizle birlikte yemyeşil bir tatil geçirin!

Hindistan’da Çay Kültürü

admin, 2 sene önce 0 Yeşil Rota

Her gün elimizden düşürmediğimiz sıcacık çaylarımızın üretim hikayesi oldukça merak uyandırıcı ve zahmetlidir. Özellikle farklı aromalı ve kendine has harmanı olan lezzetler arıyorsanız bu ürünleri mutlaka yetiştirildiği yerde denemelisiniz. Hindistan da bu özel üreticilerden biri. Çaya tadını veren ve aromasını şekillendiren sadece türü değil aynı zamanda yetiştiği topraklar ve iklim koşullarıdır. Çay üretiminde ilk sıralarını koruyan Hindistan, sadece siyah çayıyla değil onlarca farklı çay türüyle geniş bir ürün çeşidine sahiptir. Aynı zamanda demleme yöntemleri ve ritüelleriyle çay kültürü kendine özgüdür. 

Hindistan’da, Çin hariç, dünyadaki ülkelerden daha çok çay tüketilir buna Assam ve Darjeeling gibi ünlü çay türleri de dahildir. Hindistan’ın çayın ekimi ve demlenmesi çok eskilere dayanır. 

İlk çay tüketiminin Ramayana bölgesinde MÖ 750-500 yılları arasında olduğu belgelenmiştir. Araştırmalar çayın doğu ve kuzey Hindistan’da bilindiğini ve binlerce yıldır ekildiğini ve tüketildiğini gösteriyor. Hollandalı bir gezgin Jan Huyghen van Linschoten kitabında Assam çay bitkisinin Hintliler tarafından sebze olarak kullanıldığını, sarımsak ve yağla karıştırılıp içildiğini ve içecek olarak da tüketildiğini not etmiş. Aynı yılda bir başka grup Hollandalı da Hindistan’da çayın varlığını kaydetmiştir. Ülkede çayın ticari üretimi ise İngiliz Hindistan Çay Şirketi ülkeye geldiğinde başlamıştır.

Batı’nın Hint çayı ile tanışma öyküsü ise 1839 yılında Assam’da başlar. İngiliz Robert Bruce, yörede tabii olarak yetişen çayları sekiz sandığa doldurup Londra’ya açık artırmayla satışa gönderir. Assam, bu şekilde Hint çaycılığının doğum yeri olur. Hindistan günümüzde dünyanın en büyük ve kaliteli çay üreticilerinden biridir. Dünyanın en pahalı çayı olan beyaz çaydan gündelik olarak içtiğimiz siyah çaya kadar üretilmesi son derece zahmetli olan bu vazgeçilmez ürünün yetiştirildiği mekanları gezip görmek de bir o kadar zevkli bir şey. Çay bahçelerinden çayın toplanması ve fabrikalarda işlenmesi süreci çok ilginç safhalardan geçmektedir. Bu ilginç faaliyetler, Hindistan’da giderek gelişen çay turizminin bel kemiğini oluşturmaktadır.

Hindistan bugün dünyanın en büyük çay üreticilerindendir. Üretilen çayın %70’inden fazlası ülke içinde tüketilir. Darjeeling gibi ünlü çaylar Hindistan’da özel olarak yetiştirilir. Hindistan çay endüstrisi birçok global çay firması ortaya çıkaracak şekilde büyümüş aynı zamanda çay endüstrisinin en iyi teknolojik ekipmanına sahip ülkelerden biri olmuştur. 

Hindistan çay üretiminin yanı sıra tüketimin de yüksek olduğu bir ülkedir. Hindistan halkı için çay vazgeçilmez bir ritüeldir. Gün içinde enerji toplamak, misafir ağırlamak ya da keyif yapmak için hemen çay demlenir. Assam çayı Hindistan'ın bilinen, en popüler çaylarından birisidir. Ülkenin kuzeydoğusunda olan Assam Şehri çaya ismini vermektedir. Yetiştiği bölge 1500 metre yüksekliğe ve muson iklimine sahip karakterleri taşır. Bu çay fermantasyon işlemi geçirdikten sonra diğer çay türlerine göre daha koyu bir renk ve aroma almaktadır. Çayın tüketimi sırasında süt içilmesi geleneksel bir durum halini almıştır.

Siz de Hindistan'ın özel çaylarını yerinde denemek için mutlaka gezi listenize ekleyin. Sevdiklerinizle birlikte farklı ülkelerin çay bahçelerini keşfedin.

Çayın Türkiye’deki Yolculuğu

Bana Bi' Çay, 2 sene önce 0 Yeşil Rota

İçtiğimiz her yudumda ülkemize gelmiş olmasına minnet duyduğumuz, bir içecek çay. Günün her öğünü masamızdan eksik etmediğimiz milli içeceğimiz. Peki çay ülkemize nasıl geldi? Bizim çay kültürümüz diğer ülkelerden neden daha farklı gelin birlikte inceleyelim. 

Yapılan araştırmalara göre Türklerin çayla tanışıklığı aslında çok daha öncelere, Orta Asya'ya kadar dayandığı düşünülüyor. Hatta 12. yüzyıl bile diyebiliriz. Bir Kazan Kırım Türk'ü ve dil ıslahatçısı olan Abdül'l-Kayyum Nasıri'nin kitabı Fevakihü'l-Cülesa'da ilk çay içen Türk'ün Hoca Ahmet Yesevi olduğu vurgulanmıştır.

Çayın Osmanlı’ya gelişi ise 19. yüzyılın sonlarında İstanbul’daki bazı dükkânların az miktarda çay ithalini yapması ile başlamaktadır. Osmanlı’da çay yetiştirmeye yönelik bilinen ilk girişim ise Sultan II. Abdülhamid döneminde yapılmıştır.1892’de yayınlanan Coğrafya-i Sınai ve Ticari’ adlı kitapta, dönemin Ticaret Nâzırı Esbak-ı İsmail Paşa’nın aracılığı ile Çin’den getirilen çay fidanları ve tohumların Bursa’da ekildiği ancak ekolojik koşulların uygunsuzluğu sebebiyle bu girişimin sonuçsuz kaldığı anlatılıyor.

Osmanlı Arşivi’nde bulunan çay ile ilgili ilk arşiv belgesi ‘Çay Tarifnamesi’ adını taşıyan Osmanlıca belgedir. Bu belgede, II. Abdülhamit tarafından numune çiftliklerinde çay bitkisinin yetiştirilmesi ve tarımının başlatılması için alt yapı çalışmalarının başlatılması emri ile aynı buyruk doğrultusunda yapılan çalışmaların bir sonucunu ve rapor şeklinde padişahın bilgilerine Orman, Madenler ve Tarım Bakanı tarafından sunulan bir belgedir.

Bu başarısızlıktan sonra çayın Anadolu coğrafyasında boy göstermesi için uzun bir zaman geçmesi gerekmiştir. 1918’de Halkalı Yüksek Ziraat Okulu hocalarından Ali Rıza Erten, I. Dünya Savaşı’nın ardından da Ziraat Genel Müdürü Zihni Derin, Doğu Karadeniz’e gönderilmiştir. Erten’in Doğu Karadeniz’de çay yetiştirmenin uygun olduğu raporunun ardından Zihni Derin’in Rize’deki çalışmaları 1923’te ilk çay fidanlığının kurulmasıyla sonuçlanmış ve 1924’te yine Zihni Derin’in çabaları sonucu bölgede çay üretimini desteklemeye yönelik kanun teklifi meclise sunularak kabul edilmiştir. Ancak dönemin olumsuz ekonomik şartları bu girişimin devam etmesine engel olmuştur.

1935 yılında yurt gezisine çıkan Başbakan İsmet İnönü, Rize’ye geldiğinde çay üretimi için burada başlatılan ve yarım kalan girişimi görmüş ve konuya önem vererek Ankara Ziraat Fakültesi’nden bir heyeti bölgeye göndermiştir. Heyette bulunan Prof. Dr. Raşit Hatipoğlu çay ile ilgili ayrıntılı verileri araştırarak ‘Türkiye’de Çay İktisadiyatı’ adlı bir kitap yazmıştır. Bu çalışmaların ardından 1938’de Rize Çay ve Fidanlıklar müdürlüğü yeniden faaliyete geçerek Türkiye’de ilk kez büyük çaplı kuru çay üretimine başlanmıştır.

İlk üretimin gerçekleşmesinden sonra çay, Rize’deki çay ocaklarına ücretsiz dağıtılarak halka tanıtılmıştır. Tanıtım çalışmalarının da olumlu sonuçlar vermesi ile Türk halkı yerli malı çay üretmeye ve tüketmeye başlamıştır. 1940 yılında İngiltere’den sipariş edilen çay makinelerinin Türkiye’ye gelmesi II. Dünya savaşının sonuna doğru olmuştur. 1946 yılında Türkiye’ye ulaşan makinelerle 1947 yılında Rize’de ilk çay fabrikası açılmıştır. Sonraki yıllarda çay bahçelerinden alınan ürün kalitesinin artması ile birlikte Doğu Karadeniz’deki ekonomik canlılık artmıştır. 1965 yılına gelindiğinde ise kuru çay üretimi iç tüketimi karşılar hale gelmiştir. Bugün ise Türkiye, yaklaşık 25 ülkeye kuru çay ithal eden bir ülke konumundadır. 

Dönem dönem yapılan tüm regülasyonlara rağmen, dünyada en yüklü miktarda çay üretimi yapan ilk 6 ülke arasındayız. Bununla birlikte çayın günlük hayatımızda büyük bir önemi ve kendine has bir kültürü var. Türkiye çay tüketiminde dünyada 5. sırada ve İngiltere’yi bile geride bırakmış durumda. Çay, Türkiye'de günün her öğünü içilen ve özellikle içine asiditesini değiştirebilecek herhangi bir ek gıda olmadan tüketilen biçimdedir. Demlilik oranlarına göre de farklı isimler alır. Bunun yanı sıra toz şeker ya da kıtlama şeker türleriyle tüketilir. Kısacası ülkemizin milli içeceği haline gelmiştir. Siz de Türkiye'nin eşsiz çay bahçelerini yakından keşfetmek için mutlaka Karadeniz'e doğru bir yolculuk yapmalı, nefis ve taze çayları yerinde denemelisiniz. 

İngiltere’de Çay Kültürü

Bana Bi' Çay, 2 sene önce 0 Yeşil Rota

İngiltere 18. yüzyıldan beri kişi başına en çok çayın tüketildiği ülke olmasına rağmen, çayla diğer milletlerden daha geç tanışmıştır. Çay Çin’de MÖ 3. yüzyıldan beri tüketilmekte ve üretilmektedir, İngiltere’ye gelmesi ise 17. yüzyılı bulmuştur. Çay tüketimi 1560’lı yıllarda Portekizli tüccarlar ve Venedik yolu ile yavaş yavaş Avrupa’ya yayılmaya başlamıştır. 1610’da ise çayı düzenli sevkiyatlar halinde Avrupa’ya ilk getirenler yine Portekizli ve Hollandalı tüccarlardır. Çayın popülerliğinin artmasıyla birlikte çay bitkisinin dalları kaçak yollarla Çin’den İngiltere idaresindeki Hindistan’a girmeye başladı ve İngiltere 1840 yılından itibaren yarımadadaki bu üretimleri çıkarları doğrultusunda kontrolü altına aldı. 

İngiltere’de çay başlarda sadece ilaç olarak içiliyordu, bu durumu değiştiren ve çayı günlük hayatta önemli bir konuma getiren 4. John'un kızı Catherine oldu. İngiltere'de iç savaş sonrasında monarşinin geri dönmesiyle krallığa geçen 2. Charles, 1662'de Portekiz Kralı 4. John'un kızı Catherine ile evlenir. Böylece Catherine İngiltere, İskoçya ve İrlanda kraliçesi olur. Catherine İngiltere'ye gelirken çeyizinde bir miktar çay da getirmişti. Catherine, Charles ile evlendiğinde herkesin dikkati ona yönelmişti. Sarayda herkes onun elbiselerini, mobilyalarını konuşuyordu. Düzenli çay içmesi, başkalarını da teşvik etti. Aristokrat kadınlar onu taklit ediyor, onun yakın çevresine girmek için can atıyordu.

Tarihi Sintra kasabasındaki Tivoli Palacio de Seteais Sintra adlı otel Catherine’nin çay kültüründe oynadığı önemli rolü tüm dünyaya duyurmak için özel bir sergi yapıyor. Çünkü İngiltere ve Portekiz halkı Catherine’nin çay kültürlerinde ne kadar önemli bir rol model olduğunu bilmiyor. Başkent Lizbon'a yarım saat uzaklıktaki Sintra, UNESCO'nun Dünya Mirası listesinde yer alıyor. Avrupa romantik mimarisi ile ünlü. Catherine burada hiç yaşamamış, ama buradaki konakların çokluğu aristokratların yaşamına dair ipuçları sunuyor. Otelde Catherine döneminde içildiği düşünülen çaylar, o dönem içilen şekilde sunuluyor. 

Sade, şekerli, sütlü, limonlu İngilizler yılda 60 milyar fincan çay içiyor. Londra’nın en lüks otellerinde beş çayı etkinlikleri düzenleniyor. İngilizlerin çay yapma ve içme şekilleri ise onların hakkında çok şey anlatıyor. İşçilerin çayı sert ve sade içtiğini, sosyal statü piramidini tırmandıkça çayı daha açık ve hafif içme tercihinde bulunulduğu görülüyor. Çayı şekerli içmek alt sınıfa mensup olmanın bir göstergesi olarak kabul ediliyor. Bir kaşıktan fazla şeker kullanıyorsanız orta sınıfa, iki kaşıktan fazla kullanıyorsanız kesinlikle işçi sınıfına ait olduğunuz düşünülüyor. 

Tüm bu süreç içerisinde üst sınıf, alkolün verdiği mayhoşluğu yaşamamak için çaya yöneldi. Bir süre sonra öğleden sonra hafif atıştırmalıklar eşliğinde yapılan beş çayı bir gelenek halini aldı. Çay bir süre sonra herkes tarafından içilmeye başlandı ve çay fiyatları ucuzladı. Artık beş çayı herkes için bir gelenek haline gelmişti. Beş çayı seremonisi bölgelere göre farklılık gösterir fakat genel olarak aynı şeyler yenilip  içilir. Beş çayı bazı bölgelerde tam bir öğün iken bazılarında atıştırmalık tarzındadır. Porselen veya gümüş takımlar eşliğinde ekmek ve tereyağı gibi atıştırmalıklar servis edilir. Servis edilen şeyler genellikle çatal kullanmadan yenilecek yiyecekler olur. Fincan parmak dengesi sağlanarak doğru bir şekilde tutulmalıdır ve çay servisi yapan kişi muhabbeti bölmemelidir.

İngiliz çay kültürüne ait bir diğer gelenek ise “Sütlü Çay”. İngilizlerin çayı kendine göre yorumladığı ve tüm dünyada merak konusu haline gelen sütlü çay alıştığımız çay karışımlarından biraz farklı da olsa lezzetli bir aromaya sahip. Sütün çaydaki teini ve asiditeyi azalttığını düşünerek fincanına ekleyen İngilizler sütlü çay ritüellerini bir başka önemsiyorlar. Sütlü çay içmek için şömineli bir alan ya da manzaraya bakan bir pencere tercih ediyorlar. Bunun yanında çay içmek için 2 ayrı sehpa kullanıyorlar ve çay fincanlarını koyduğumuz sehpaya asla demlik koymuyorlar. Sadece çaya özel hazırlanmış pastalar, atıştırmalıklar ve kurabiyeler de masaları süslüyor.

Siz de İngilizlerin sıra dışı çay kültürüyle tanışmak ve Londra’da yağmurlu bir günde sıcacık sütlü çay içmek için mutlaka gezi rotanıza İngiltere’yi ekleyin. Sevdiklerinizle birlikte farklı deneyimler edinin! 

Noel Baba’nın Evine Yolculuk!

Bana Bi' Çay, 2 sene önce 0 Yeşil Rota

Kuzey'in kalbi Laponya’da (Lapland) bir kış rüyası yaşamak için en güzel zaman yılbaşıdır. Sıcak kaplıcaları, uzayıp giden kar manzarası, rengarenk ışıklı yeni yıl süslemeleri ve turistlerin ilgi odağı olan Noel Baba’nın evi Santa Claus Köyü… Laponya’da göreceğiniz ve hayran kalacağınız çok şey var! 

Soğuk kış günlerinde manzaraya karşı sıcacık bir çay içerek, karların ortasındaki şifalı kaplıcalara girerek unutulmaz anlar yaşayacağınız Laponya’da Kuzey kültürünün olağanüstü yönlerini keşfedebilirsiniz. Noel ruhunu ve yeni yıl coşkusunu zirvede yaşatan etkinlikleri ile ailenizle birlikte doya doya eğlenebilirsiniz. Gelin Laponya’yı (Lapland) daha yakından inceleyelim, seyahate çıkmadan önce kafanızdaki tüm soru işaretlerini giderelim. 

Laponya (Lapland); Rusya, İsveç, Norveç ve Finlandiya’nın Kuzey topraklarına verilen isimdir ve kutup iklimine sahiptir. Kışın ölçülen en düşük sıcaklık ise -50 derecedir fakat günümüz iklim şartlarında görülen en düşük sıcaklık -35 civarlarındadır. İklim şartlarından dolayı doğru kıyafetleri tercih etmeli ve bol bol sıcak içecekler tüketmelisiniz. Düşük sıcaklıklar gözünüzü korkutmasın, yeraltı kaynakları bakımından oldukça zengin olan Laponya, karların arasından fışkıran sıcacık termal suları ile ünlüdür. 

Farklı bölgelerden oluşan Lapland bölgesinin en popüler yeri Finlandiya Laponya’sıdır. Kuzey Kutup dairesinin üzerindeki Finlandiya Laponya’sının yönetim başkenti Rovaniemi şehri, her yıl binlerce misafire ev sahipliği yapıyor. Ren geyikleri, Husky köpekler, iglo evler, kuzey ışıkları ve daha pek çok güzelliğiyle masal diyarlarını andıran şehir, kış tatili sevenlere beklenmedik bir deneyim yaşatıyor. Çıtır çıtır yanan şömineye ve kar manzarasına karşı nefis bir çay içmek için olağanüstü bir yer…

Şehirde yapabileceğiniz o kadar çok aktivite var ki hangisinden başlasak bilemedik! Donmuş bir gölde balık tutabilir, karların üzerine kurulmuş kaplıcalarda suyun tadını çıkarabilir, kızaklarla keyifli bir yolculuğa çıkabilir, her yıl kurulan ve dünyaca ünlü olan Buz Otel’i gezebilir ya da İskandinav mutfağını keşfedebilir bunlar da yetmez diyorsanız Noel Baba’nın Köyü’nü ziyaret edebilirsiniz. Özellikle çocuklu ailelerin sık sık tercih ettiği Santa Claus Köyü misafirlerine unutamayacakları bir Noel anısı bırakıyor. Bölgenin en ünlü eğlence parkı olan bu köyde bakalım neler var? 

Kuzey Kutup Çizgisi Santa Claus Köyü’nün içindedir ve beyaz bir çizgi olarak boyanmıştır. Ziyaretçiler bu çizgiyi geçtiklerinde Kuzey Kutbu’na resmen ayak basmış olurlar. Noel Baba o kadar hediyeyi nerede tutuyor dersiniz? Tabii ki Santa Claus Postanesi’nde! Yeni yıla dair her türlü hediyelikleri bulabileceğiniz bu alışveriş merkezinde sevdiklerinize bir şeyler almayı unutmayın. Noel Baba’nın köyüne gelip onu ziyaret etmeden olmaz! Santa Claus’u köyün ortasında bulunan ofisinde ziyaret edebilir, onunla tatlı bir sohbet edebilirsiniz. Dev bir kayanın içi oyularak kurulan Eğlence Parkında ise Noel Baba’nın elfleri ile birlikte derse girebilir, neşeli gösteriler izleyebilir, büyülü kızak turuna katılıp, zencefilli kurabiye mutfağını gezebilirsiniz.

Siz de yeni yıla Noel Baba’nın evinde sıcacık bir çay içerek girmek istiyorsanız hemen bavulunuzu hazırlayın. Yılın en renkli günlerinde Kuzey'e doğru yola çıkın!