fbpx

Endonezya’nın Çay Bahçeleri

Bana Bi' Çay, 12 ay önce 0 Yeşil Rota

Dünyada en çok çay üreten 10 ülkeden biri olan Endonezya geniş çay bahçeleriyle ve doğal güzellikleriyle tüm ziyaretçilerini büyülüyor. Bol yağışlı iklimi ve yıkanmış topraklarıyla farklı aromalar geliştiren Endonezya, ekonomik ve kültürel anlamda da çay üretimine büyük bir önem veriyor. Tropik iklimin hüküm sürdüğü ülkeye özgü bitki örtüsü, volkanik coğrafya ve mineral zengini topraklar, çay bahçelerini turistik bir rota haline de getirmeye başladı.

Çay Endonezya’da 200 yıldan fazladır hayatın bir parçası konumunda. Endonezya’da çay ticaretini 1700lerde Hollandalılar kurdu. 2. Dünya Savaşı’na kadar Endonezya çayı Avrupa’da önemliydi ancak, çay endüstrisi 2. Dünya Savaşı’ndan sonra düşüşe geçti. Japonlar adayı stratejik öneminden dolayı işgal ettiler. Savaşın sonunda fabrikalar yıkıldı, ekilen çaylar da kötü durumdaydı. Bundan onlarca yıl sonra 1984’te Endonezya çay endüstrisi yeniden canlandırıldı.

Birçok çaba ve yatırımın ardından Endonezya çayı pazarda varlığını hissettirmeye başladı. Bundan sonra eski çiftliklerde çay üretimi ve yeni ekimlerle sürekli bir iyileştirme ve gelişim günümüze kadar devam etmiştir. Endonezya çayı diğer ülke çaylarından toprak, konum ve iklim bakımından farklılık gösterir. Çay ekiminin yapıldığı yüksek konumlu araziler volkanik toprağın ve tropikal iklimin hakim olduğu yerlerdir. 2004- 2005 yılları arasında çay endüstrisi %8.9’luk bir büyüme gösterdi. Çay ihracatının %7’sinden fazlası Endonezya’ya aittir. Endonezya’da çay yetiştirilen ana bölgeler Java ve Sumatra. Java’daki çaylar genelde Batı dağlarında yetiştiriliyor. Yıl boyunca hasat yapılıyor ancak en kaliteli çaylar kuru dönemde Temmuz-Eylül ayları arasında hasat ediliyor. Sumatra çayları ise daha istikrarlı. Endonezya çayıyla, yüksek rakım Seylan çayı karşılaştırılır ve şu sonuç çıkar; hafif ve aromalı. Bunun yanında tropikal iklime bağlı olarak Endonezya çayının Japon ve Çin çaylarına göre daha fazla antioksidan içerdiği belirtiliyor.

Endonezya çay üretiminin yanı sıra tüketiminin de yüksek olduğu bir ülke. Yerel halk günlük hayatta sık sık çay içiyor ve misafirlerini de ikram etmeyi unutmuyor. Ekonomik anlamda ileri seviyede olmayan ülke, çay üretiminde istihdam sağlayarak halka iş olanağı da sağlıyor. Hatta sadece yerel halk değiş civar ülkelerden de mevsimlik işçi alınıyor. Endonezya uzun süre farklı ülkelerin sömürgesi olarak kaldığı için pek çok farklı kültüre ev sahipliği yapıyor bu yüzden çay içme yöntemleri de her kesime göre değişiklik gösteriyor. En ünlü çayları ise Samatra Siyah Çay, Beyaz Çay, Şişelenmiş Yasemin Çayı ve Büyük Yapraklı Yeşil Çay

Siz de Asya’nın doğal güzelliklerini yakından görmek ve nefis aromalı çayları keşfetmek için mutlaka gezi rotanıza Endonezya’yı ekleyin. Sevdiklerinizle birlikte yemyeşil bir tatil geçirin!

Çayın Türkiye’deki Yolculuğu

Bana Bi' Çay, 1 sene önce 0 Yeşil Rota

İçtiğimiz her yudumda ülkemize gelmiş olmasına minnet duyduğumuz, bir içecek çay. Günün her öğünü masamızdan eksik etmediğimiz milli içeceğimiz. Peki çay ülkemize nasıl geldi? Bizim çay kültürümüz diğer ülkelerden neden daha farklı gelin birlikte inceleyelim. 

Yapılan araştırmalara göre Türklerin çayla tanışıklığı aslında çok daha öncelere, Orta Asya'ya kadar dayandığı düşünülüyor. Hatta 12. yüzyıl bile diyebiliriz. Bir Kazan Kırım Türk'ü ve dil ıslahatçısı olan Abdül'l-Kayyum Nasıri'nin kitabı Fevakihü'l-Cülesa'da ilk çay içen Türk'ün Hoca Ahmet Yesevi olduğu vurgulanmıştır.

Çayın Osmanlı’ya gelişi ise 19. yüzyılın sonlarında İstanbul’daki bazı dükkânların az miktarda çay ithalini yapması ile başlamaktadır. Osmanlı’da çay yetiştirmeye yönelik bilinen ilk girişim ise Sultan II. Abdülhamid döneminde yapılmıştır.1892’de yayınlanan Coğrafya-i Sınai ve Ticari’ adlı kitapta, dönemin Ticaret Nâzırı Esbak-ı İsmail Paşa’nın aracılığı ile Çin’den getirilen çay fidanları ve tohumların Bursa’da ekildiği ancak ekolojik koşulların uygunsuzluğu sebebiyle bu girişimin sonuçsuz kaldığı anlatılıyor.

Osmanlı Arşivi’nde bulunan çay ile ilgili ilk arşiv belgesi ‘Çay Tarifnamesi’ adını taşıyan Osmanlıca belgedir. Bu belgede, II. Abdülhamit tarafından numune çiftliklerinde çay bitkisinin yetiştirilmesi ve tarımının başlatılması için alt yapı çalışmalarının başlatılması emri ile aynı buyruk doğrultusunda yapılan çalışmaların bir sonucunu ve rapor şeklinde padişahın bilgilerine Orman, Madenler ve Tarım Bakanı tarafından sunulan bir belgedir.

Bu başarısızlıktan sonra çayın Anadolu coğrafyasında boy göstermesi için uzun bir zaman geçmesi gerekmiştir. 1918’de Halkalı Yüksek Ziraat Okulu hocalarından Ali Rıza Erten, I. Dünya Savaşı’nın ardından da Ziraat Genel Müdürü Zihni Derin, Doğu Karadeniz’e gönderilmiştir. Erten’in Doğu Karadeniz’de çay yetiştirmenin uygun olduğu raporunun ardından Zihni Derin’in Rize’deki çalışmaları 1923’te ilk çay fidanlığının kurulmasıyla sonuçlanmış ve 1924’te yine Zihni Derin’in çabaları sonucu bölgede çay üretimini desteklemeye yönelik kanun teklifi meclise sunularak kabul edilmiştir. Ancak dönemin olumsuz ekonomik şartları bu girişimin devam etmesine engel olmuştur.

1935 yılında yurt gezisine çıkan Başbakan İsmet İnönü, Rize’ye geldiğinde çay üretimi için burada başlatılan ve yarım kalan girişimi görmüş ve konuya önem vererek Ankara Ziraat Fakültesi’nden bir heyeti bölgeye göndermiştir. Heyette bulunan Prof. Dr. Raşit Hatipoğlu çay ile ilgili ayrıntılı verileri araştırarak ‘Türkiye’de Çay İktisadiyatı’ adlı bir kitap yazmıştır. Bu çalışmaların ardından 1938’de Rize Çay ve Fidanlıklar müdürlüğü yeniden faaliyete geçerek Türkiye’de ilk kez büyük çaplı kuru çay üretimine başlanmıştır.

İlk üretimin gerçekleşmesinden sonra çay, Rize’deki çay ocaklarına ücretsiz dağıtılarak halka tanıtılmıştır. Tanıtım çalışmalarının da olumlu sonuçlar vermesi ile Türk halkı yerli malı çay üretmeye ve tüketmeye başlamıştır. 1940 yılında İngiltere’den sipariş edilen çay makinelerinin Türkiye’ye gelmesi II. Dünya savaşının sonuna doğru olmuştur. 1946 yılında Türkiye’ye ulaşan makinelerle 1947 yılında Rize’de ilk çay fabrikası açılmıştır. Sonraki yıllarda çay bahçelerinden alınan ürün kalitesinin artması ile birlikte Doğu Karadeniz’deki ekonomik canlılık artmıştır. 1965 yılına gelindiğinde ise kuru çay üretimi iç tüketimi karşılar hale gelmiştir. Bugün ise Türkiye, yaklaşık 25 ülkeye kuru çay ithal eden bir ülke konumundadır. 

Dönem dönem yapılan tüm regülasyonlara rağmen, dünyada en yüklü miktarda çay üretimi yapan ilk 6 ülke arasındayız. Bununla birlikte çayın günlük hayatımızda büyük bir önemi ve kendine has bir kültürü var. Türkiye çay tüketiminde dünyada 5. sırada ve İngiltere’yi bile geride bırakmış durumda. Çay, Türkiye'de günün her öğünü içilen ve özellikle içine asiditesini değiştirebilecek herhangi bir ek gıda olmadan tüketilen biçimdedir. Demlilik oranlarına göre de farklı isimler alır. Bunun yanı sıra toz şeker ya da kıtlama şeker türleriyle tüketilir. Kısacası ülkemizin milli içeceği haline gelmiştir. Siz de Türkiye'nin eşsiz çay bahçelerini yakından keşfetmek için mutlaka Karadeniz'e doğru bir yolculuk yapmalı, nefis ve taze çayları yerinde denemelisiniz. 

İngiltere’de Çay Kültürü

Bana Bi' Çay, 1 sene önce 0 Yeşil Rota

İngiltere 18. yüzyıldan beri kişi başına en çok çayın tüketildiği ülke olmasına rağmen, çayla diğer milletlerden daha geç tanışmıştır. Çay Çin’de MÖ 3. yüzyıldan beri tüketilmekte ve üretilmektedir, İngiltere’ye gelmesi ise 17. yüzyılı bulmuştur. Çay tüketimi 1560’lı yıllarda Portekizli tüccarlar ve Venedik yolu ile yavaş yavaş Avrupa’ya yayılmaya başlamıştır. 1610’da ise çayı düzenli sevkiyatlar halinde Avrupa’ya ilk getirenler yine Portekizli ve Hollandalı tüccarlardır. Çayın popülerliğinin artmasıyla birlikte çay bitkisinin dalları kaçak yollarla Çin’den İngiltere idaresindeki Hindistan’a girmeye başladı ve İngiltere 1840 yılından itibaren yarımadadaki bu üretimleri çıkarları doğrultusunda kontrolü altına aldı. 

İngiltere’de çay başlarda sadece ilaç olarak içiliyordu, bu durumu değiştiren ve çayı günlük hayatta önemli bir konuma getiren 4. John'un kızı Catherine oldu. İngiltere'de iç savaş sonrasında monarşinin geri dönmesiyle krallığa geçen 2. Charles, 1662'de Portekiz Kralı 4. John'un kızı Catherine ile evlenir. Böylece Catherine İngiltere, İskoçya ve İrlanda kraliçesi olur. Catherine İngiltere'ye gelirken çeyizinde bir miktar çay da getirmişti. Catherine, Charles ile evlendiğinde herkesin dikkati ona yönelmişti. Sarayda herkes onun elbiselerini, mobilyalarını konuşuyordu. Düzenli çay içmesi, başkalarını da teşvik etti. Aristokrat kadınlar onu taklit ediyor, onun yakın çevresine girmek için can atıyordu.

Tarihi Sintra kasabasındaki Tivoli Palacio de Seteais Sintra adlı otel Catherine’nin çay kültüründe oynadığı önemli rolü tüm dünyaya duyurmak için özel bir sergi yapıyor. Çünkü İngiltere ve Portekiz halkı Catherine’nin çay kültürlerinde ne kadar önemli bir rol model olduğunu bilmiyor. Başkent Lizbon'a yarım saat uzaklıktaki Sintra, UNESCO'nun Dünya Mirası listesinde yer alıyor. Avrupa romantik mimarisi ile ünlü. Catherine burada hiç yaşamamış, ama buradaki konakların çokluğu aristokratların yaşamına dair ipuçları sunuyor. Otelde Catherine döneminde içildiği düşünülen çaylar, o dönem içilen şekilde sunuluyor. 

Sade, şekerli, sütlü, limonlu İngilizler yılda 60 milyar fincan çay içiyor. Londra’nın en lüks otellerinde beş çayı etkinlikleri düzenleniyor. İngilizlerin çay yapma ve içme şekilleri ise onların hakkında çok şey anlatıyor. İşçilerin çayı sert ve sade içtiğini, sosyal statü piramidini tırmandıkça çayı daha açık ve hafif içme tercihinde bulunulduğu görülüyor. Çayı şekerli içmek alt sınıfa mensup olmanın bir göstergesi olarak kabul ediliyor. Bir kaşıktan fazla şeker kullanıyorsanız orta sınıfa, iki kaşıktan fazla kullanıyorsanız kesinlikle işçi sınıfına ait olduğunuz düşünülüyor. 

Tüm bu süreç içerisinde üst sınıf, alkolün verdiği mayhoşluğu yaşamamak için çaya yöneldi. Bir süre sonra öğleden sonra hafif atıştırmalıklar eşliğinde yapılan beş çayı bir gelenek halini aldı. Çay bir süre sonra herkes tarafından içilmeye başlandı ve çay fiyatları ucuzladı. Artık beş çayı herkes için bir gelenek haline gelmişti. Beş çayı seremonisi bölgelere göre farklılık gösterir fakat genel olarak aynı şeyler yenilip  içilir. Beş çayı bazı bölgelerde tam bir öğün iken bazılarında atıştırmalık tarzındadır. Porselen veya gümüş takımlar eşliğinde ekmek ve tereyağı gibi atıştırmalıklar servis edilir. Servis edilen şeyler genellikle çatal kullanmadan yenilecek yiyecekler olur. Fincan parmak dengesi sağlanarak doğru bir şekilde tutulmalıdır ve çay servisi yapan kişi muhabbeti bölmemelidir.

İngiliz çay kültürüne ait bir diğer gelenek ise “Sütlü Çay”. İngilizlerin çayı kendine göre yorumladığı ve tüm dünyada merak konusu haline gelen sütlü çay alıştığımız çay karışımlarından biraz farklı da olsa lezzetli bir aromaya sahip. Sütün çaydaki teini ve asiditeyi azalttığını düşünerek fincanına ekleyen İngilizler sütlü çay ritüellerini bir başka önemsiyorlar. Sütlü çay içmek için şömineli bir alan ya da manzaraya bakan bir pencere tercih ediyorlar. Bunun yanında çay içmek için 2 ayrı sehpa kullanıyorlar ve çay fincanlarını koyduğumuz sehpaya asla demlik koymuyorlar. Sadece çaya özel hazırlanmış pastalar, atıştırmalıklar ve kurabiyeler de masaları süslüyor.

Siz de İngilizlerin sıra dışı çay kültürüyle tanışmak ve Londra’da yağmurlu bir günde sıcacık sütlü çay içmek için mutlaka gezi rotanıza İngiltere’yi ekleyin. Sevdiklerinizle birlikte farklı deneyimler edinin! 

Noel Baba’nın Evine Yolculuk!

Bana Bi' Çay, 1 sene önce 0 Yeşil Rota

Kuzey'in kalbi Laponya’da (Lapland) bir kış rüyası yaşamak için en güzel zaman yılbaşıdır. Sıcak kaplıcaları, uzayıp giden kar manzarası, rengarenk ışıklı yeni yıl süslemeleri ve turistlerin ilgi odağı olan Noel Baba’nın evi Santa Claus Köyü… Laponya’da göreceğiniz ve hayran kalacağınız çok şey var! 

Soğuk kış günlerinde manzaraya karşı sıcacık bir çay içerek, karların ortasındaki şifalı kaplıcalara girerek unutulmaz anlar yaşayacağınız Laponya’da Kuzey kültürünün olağanüstü yönlerini keşfedebilirsiniz. Noel ruhunu ve yeni yıl coşkusunu zirvede yaşatan etkinlikleri ile ailenizle birlikte doya doya eğlenebilirsiniz. Gelin Laponya’yı (Lapland) daha yakından inceleyelim, seyahate çıkmadan önce kafanızdaki tüm soru işaretlerini giderelim. 

Laponya (Lapland); Rusya, İsveç, Norveç ve Finlandiya’nın Kuzey topraklarına verilen isimdir ve kutup iklimine sahiptir. Kışın ölçülen en düşük sıcaklık ise -50 derecedir fakat günümüz iklim şartlarında görülen en düşük sıcaklık -35 civarlarındadır. İklim şartlarından dolayı doğru kıyafetleri tercih etmeli ve bol bol sıcak içecekler tüketmelisiniz. Düşük sıcaklıklar gözünüzü korkutmasın, yeraltı kaynakları bakımından oldukça zengin olan Laponya, karların arasından fışkıran sıcacık termal suları ile ünlüdür. 

Farklı bölgelerden oluşan Lapland bölgesinin en popüler yeri Finlandiya Laponya’sıdır. Kuzey Kutup dairesinin üzerindeki Finlandiya Laponya’sının yönetim başkenti Rovaniemi şehri, her yıl binlerce misafire ev sahipliği yapıyor. Ren geyikleri, Husky köpekler, iglo evler, kuzey ışıkları ve daha pek çok güzelliğiyle masal diyarlarını andıran şehir, kış tatili sevenlere beklenmedik bir deneyim yaşatıyor. Çıtır çıtır yanan şömineye ve kar manzarasına karşı nefis bir çay içmek için olağanüstü bir yer…

Şehirde yapabileceğiniz o kadar çok aktivite var ki hangisinden başlasak bilemedik! Donmuş bir gölde balık tutabilir, karların üzerine kurulmuş kaplıcalarda suyun tadını çıkarabilir, kızaklarla keyifli bir yolculuğa çıkabilir, her yıl kurulan ve dünyaca ünlü olan Buz Otel’i gezebilir ya da İskandinav mutfağını keşfedebilir bunlar da yetmez diyorsanız Noel Baba’nın Köyü’nü ziyaret edebilirsiniz. Özellikle çocuklu ailelerin sık sık tercih ettiği Santa Claus Köyü misafirlerine unutamayacakları bir Noel anısı bırakıyor. Bölgenin en ünlü eğlence parkı olan bu köyde bakalım neler var? 

Kuzey Kutup Çizgisi Santa Claus Köyü’nün içindedir ve beyaz bir çizgi olarak boyanmıştır. Ziyaretçiler bu çizgiyi geçtiklerinde Kuzey Kutbu’na resmen ayak basmış olurlar. Noel Baba o kadar hediyeyi nerede tutuyor dersiniz? Tabii ki Santa Claus Postanesi’nde! Yeni yıla dair her türlü hediyelikleri bulabileceğiniz bu alışveriş merkezinde sevdiklerinize bir şeyler almayı unutmayın. Noel Baba’nın köyüne gelip onu ziyaret etmeden olmaz! Santa Claus’u köyün ortasında bulunan ofisinde ziyaret edebilir, onunla tatlı bir sohbet edebilirsiniz. Dev bir kayanın içi oyularak kurulan Eğlence Parkında ise Noel Baba’nın elfleri ile birlikte derse girebilir, neşeli gösteriler izleyebilir, büyülü kızak turuna katılıp, zencefilli kurabiye mutfağını gezebilirsiniz.

Siz de yeni yıla Noel Baba’nın evinde sıcacık bir çay içerek girmek istiyorsanız hemen bavulunuzu hazırlayın. Yılın en renkli günlerinde Kuzey'e doğru yola çıkın! 

Çay Diyarı Seylan Adası

Bana Bi' Çay, 1 sene önce 0 Yeşil Rota

1972 yılından önce Sri Lanka adası Seylan olarak biliniyordu. Seylan, yerel dilde “Çayın Adası” anlamına geliyordu. Peki daha önce kahve üretimi yapılan Sri Lanka topraklarında tüm dünyada aranan ve sevilen seylan çayı nasıl birden kahvenin yerini almıştı? Hint Okyanusu’nun tüm bereketinden yararlanan bu adada çay kültürü nasıl doğmuştur gelin birlikte araştıralım.  

Hint Okyanusu’nun incisi Sri Lanka’da (Seylan Adası) ana ürün aslında kahveydi ancak 1869’da zararlı mantarlardan doğan bir hastalık adadaki kahveleri yok etti. Geçimini tarımla sağlayan yerel halk kahvelerin yok olmasının ardından yeni ürünler aramaya başladı. Öyle bir ürün olmalıydı ki kahvenin yok olmasından doğan zararı kısa sürede kapatmalı ve aynı zamanda adanın iklimine uyum sağlamalıydı. Bu arayış sonucu Hindistan’ın Kolkata bölgesinden çay tohumları getirilmiş ve Seylan çayı filizlenmeye başlamıştır. Adanın bol yağış alması ve topraklarının verimli olması çay üretimini kolaylaştırmış, dillere destan olan Seylan çayının tüm dünyaya yayılmasını sağlamıştır. James Taylor Seylan çay endüstrisinin babası olarak tanınmaktadır çünkü 1867’de ticari anlamda bu çayın ilk ekimini o yapmıştır. Günümüzde adada çay sektöründe bir milyondan fazla insan çalışmaktadır bu yüzden adanın en çok istihdam yaratan iş alanıdır. Adanın ekonomisini ayakta tutan çay tarımıdır. 

Dünyanın üçüncü büyük çay üreticisi olan Sri Lanka’da 3 çeşit çay yetiştirilir. Çaylar yetiştirildiği bölgenin coğrafi özelliğine ve yüksekliğine göre değişiklik gösterse de bu bir çayın diğerinden daha iyi olduğu anlamına gelmez ancak, zirvede yetiştirilen çaylar diğerlerine göre çok daha yüksek bir fiyatla satılır.  1200 m’nin üzerinde yetiştirilen ve yüzde yüz seylan çayı içeren ürünler aslan logosu ile markalanarak diğer çaylardan ayırt edilir hale getiriliyor. Siz de zirvede yetiştirilen çay yapraklarını deneyimlemek için adada bulunan aslan logolu ürünleri tercih edebilirsiniz. 

Çay üreticileri ürünlerin kalitesinin yanı sıra adanın doğal yapısını bozmamaya da büyük önem veriyor. Seylan çayı yetiştirirken ve işlenirken kullanılan çevre dostu yöntemler kullanılıyor. Topraktaki zararlı canlıları öldürmek için oldukça sık kullanılan metal bromür, ozon tabakasına zararlı olduğu için kesinlikle kullanılmıyor ve üretimde Montreal Protokolü’ne sadık kalınıyor. Sri Lanka, bu uygulamalarla 2007 Montreal Protokolü Uygulayıcıları Ödülleri’nde, Lider Ozon Tabakası Koruyucusu ünvanı alarak çevre dostu üretimde öncü bir imaj taşıyor. 

Sizin de Çayın Adası Seylan’a yolunuz düşerse mutlaka yeşilin, huzurun, doğal güzelliklerin ve demli bir fincan çayın tadını çıkarın. Seylan çayının ana vatanında özel harmanlı yapraklarla eşsiz aromalara yolculuk yapın.

Avrupa’nın Çay Bahçesi: Azor Adaları

Bana Bi' Çay, 1 sene önce 0 Yeşil Rota

Portekiz’e bağlı Azor Adaları, büyüleyici güzelliğinin ve yemyeşil doğasının yanı sıra Avrupa için bambaşka bir önem taşıyor. İklimi ve tarıma elverişli toprakları sayesinde Avrupa’da çay üretimi yapılan tek yer olan Azor Adaları, çay severler tarafından sıkça ziyaret ediliyor. Başkent Lizbon’dan 1500 kilometre uzaklıkta yer alan Azor Adaları, Atlas Okyanusu’nun ortasında Amerika kıtasına yakınlığıyla misafirlerini şaşırtıyor. 

Volkanik adalardan oluşan bölge okyanusun ortasında eşsiz bir manzaraya ve kraterlere sahiptir. Yeni aktiviteler arayan ve farklı çayları denemeyi seven biriyseniz, Azor Adaları tam size göre. Muhteşem manzaralar, dağlar, yanardağlar ve uçsuz bucaksız aktiviteler ile Azor Adaları gerçek bir tatil cennetidir. Özellikle Água de Pau Masif‘in içindeki çarpıcı krater gölü Lagoa do Fogo ziyaretçilerine büyüleyici anlar yaşatır. 

Çay kültürüne geçmeden önce Azor Adaları’nın zengin mutfağını da gözden geçirelim. Azor mutfağında yoğurt, tereyağı ve peynir gibi zengin süt ürünleri ile çok sık kullanılır. Deniz ürünleri de her adada olduğu gibi çok yaygındır. Yerliler sıklıkla kurutulmuş balıkları yeniden su ile parçalayıp çeşitli yemeklerde kullanırlar. Furnas‘daki Caldeiras yakınında bir delikte pişmiş olan Cozida bölgenin en lezzetli ve ünlü yemeklerinden biridir. 

Avrupa’nın çayla tanışmasına öncülük eden ve hem çayı ithal ederek hem de üretimine giren ilk ülkle Portekiz’dir. Goncalo Velho Cabral tarafından 1431 yılında keşfedilen Azor Adası iklimi bakımından çay üretimi için oldukça elverişlidir. 1750’de Sao Miguel adasının küçük bir bölümünde çay yetiştirme denemesi yapıldı. İlk denemede 10 kg siyah çay, 8 kg yeşil çay elde edildi ve adanın üretim için uygun olduğu onaylandı.

1883’den beri bir ailenin kurduğu firma tarafından işletilen Azor Adası çayları, 1930 yılında üretimini 70 tonun üzerine çıkararak zirveye ulaştı. Nisan - Eylül ayları arasında, çay yapraklarının en iyi kalitede olduğu dönemde hasat edilen ürünler işlenirken pestisit ya da herbisit kullanılmaz. Bu yüzden adanın çayları organik ve son derece lezzetlidir, mutlaka denenmelidir. Siz de maviyle yeşilin buluştuğu manzaraya karşı demli bir çay içmek için seyahat listenize Azor Adaları’nı eklemeyi unutmayın!